Kayısı Faydaları

KAYISI

(APRİCOT)

 

 

İnönü Üniversitesi kayısı araştırma merkezinin kayısı üzerinde yaptığı 4 yıllık çalışmasının sonucunda, kayısının mide bağırsak sistemi kanserlerin­de özellikle faydalı olduğu, birlikte verildiğinde kemoterapi ilaçlarının yan etkilerini azalttığı bildirilmjjtir. Aynı çalışmada, kayısının karaciğer yağlan­masına, kalp ve böbrek hastalıklarına da iyi geldiği açıklanmıştır.

Yetişkin bir insanın, günlük diyet lifi ihtiyacı yaklaşık 25 gram’dır. Kuru kayısının 100 gram’ında, 24 gram kayısı vardır. Yani 100 gram kuru kayısıy­la günlük lif ihtiyacımız kolayca karşılanabilir.

İçeriğinde Na oranı düşük, K oranı yüksektir. Bu nedenle tansiyon, kalp, böbrek ve karaciğer hastaları için ideal bir besin kaynağıdır. Cildi nemlen­diricidir.

Zeytinyağı gibi, kayısı yağı da tekli doymamış yağ asitlerince zengindir.

Trans yağ asiti gibi zararlı yağ asiti içermez. Tekli doymamış yağ asiti olan oleik asit, yani omega-9 oranı % 65′tir. Omega-6 oranı % 26′dır. Yağ asitle­ri, avokado ve susam yağında da olduğu gibi gliserinle esterleşmiş halde bu­lunur. Bu da ona, yumuşatıcı ve nemlendirici bir özellik verir.

Pişirmekle B17 vitamini zarar görmez. Ancak beta-glukozidaz enzimi zarar gördüğünden B17′nin kanserli hücreleri öldürme etkisi azalır. Özellik­le, baş boyun kanserleri, akciğer kanseri, lenfoma, rahim ağzı kanserinde iyi neticeler bildirilmiştir. Rodanez adlı enzim, zehirli cyanid maddesini, zehir­siz neocyanat maddesine dönüştürür.

Orak hücreli anemi krizlerinin, ileri derece B17 vitamini eksikliğinden oluştuğu söylenmiştir. Batı ülkelerinde, B17 eksikliği vardır. Aynı zamanda da yine batı ülkelerinde, hücrelerdeki beta-glukozidaz enzimi de diğer ül­kelerden daha fazladır. Doğu ülkelerinde ise, acıbadem gibi bitkiler fazla bulunduğundan B17 eksikliği pek görülmez.

Dr. Krebs, kanserden korunmak için günde 7 adet kayısı çekirdeği yen-
mesi gerektiğini söylemiştir. Ancak FDAtaze kayısı çekirdeğini, zehirli ol-
duğu gerekçesiyle yasaklamıştır. FDA, bu konuda bir çalışma başlatmış,
fakat birkaç hasta ölünce çalışma sonlandırılmıştır. Cyanid zehirlenmesi-
nin belirtileri, bulantı, kusma, çarpıntı, terlemedir. 1986′da FDA ve
1987′de National Cancer Institute, Amygdalin uygulayarak yapılan çalış-
malarda, kanserde faydası olmadığı, amygdalinin zehirli bir madde oldu-
ğu sonucunu çıkarmıştır. 10 adet acı kayısı çekirdeğinin çocukları öldüre-
bileceği bildirilmiştir. Baş ağrısı, baş dönmesi, konfüzyon, ishal, nefes dar-
lığı, nabız sayısının azalması ve gözbebeklerinin büyümesi gibi bulgular
da olabilir.                                              . .

B17 vitamini: Kayısı çekirdeği başta olmak üzere, birçok meyve ve bit­kinin çekirdeklerinde boldur. Elma, kiraz, vişne, şeftali, üzüm ve badem çe­kirdeklerinde mevcuttur. Çok yaygın olarak kullanılan keten tohumunda, zengin içeceği olan buğday çimi meyve suyunda da yüksek miktarda B17 vitamini vardır. Yine çok faydalı olduğu bilinen ahududu, esmer pirinçte de çok miktarda B17 bulunur. Yine daha çok zenginlerin ulaşabildikleri broko-li filizleri de B17 içerir. Taze kayısı çekirdeğinde de vardır, ancak acı çekir­deklerde 3 kat daha fazladır. Acı kayısı çekirdeği % 8 amygdalin yani B17 içerir. Buna cyanogenic glycosid de denir. Kanın asitliğini azaltır.

Her bölgenin kayısısı, farklı içeriktedir. Himalaya’daki Hunza kabilesinin diyetinde, kayısı ve kayısı çekirdeği çok önemli bir yer tutar. Bu kabilede, hiç kanser vakasına rastlanmadığı bildirilmiştir. Hunza kabilesi, kayısı kral­lığı olarak da bilinir. Hunza kabilesinde 900 yıldır kansere rastlanmadığı söyleniyor. Bu kabile, tamamen doğal gıdalarla beslenir. Gıdalarındaki gün­lük B17 vitamini oranının, 50-75 mg civarında olduğu tespit edilmiştir. Bun­dan yola çıkarak, koruyucu amaçlı günlük 50-75 mg B17 vitamini, yani nit­rilosid almak gerektiği söylenmiştir. Hunza kabilesi, yazın 3 ay taze kayısı yer, kışın da kurutulmuş kayısı ve çekirdeğini yer.

Bundan 50-55 yıl kadar önce kayısı çekirdekleri, Türkiye’ye gelen ya­bancılar tarafından köylülerden toplanmıştır. O zaman kayısı çekirdekleri­nin hangi amaçla toplandiği bilinmiyordu. Daha sonra öğrenildi ki o yıllar­da, kayısı çekirdeği, kansere faydalı olduğu gerekçesiyle toplanıp yüksek ücretle pazarlanıyormuş. Bugün bazı internet sitelerinde, 50 gramı 5 dolara diye reklamı yapılıyor.

Dr. Krebs, bu konuyu açıklayan ilk bilim adamlarından birisidir. Binzel diyetiyle binlerce kanser hastasının iyileştirildiği bildirilmiştir. Bu diyetin en başlıca özelliği, B17 vitamini, yani nitriloside dayalı bir diyet olmasıdır.

7-10 adet kayısı çekirdeğinin her gün yenmesiyle kanserde koruyucu ol­duğu, 40 adet yenmesinin ise tedavi edici olduğu iddia edilmiştir. Ancak, bugüne kadar araştırmalarla net bir şekilde faydalı etkileri ortaya konmamış­tır. Ferdi olarak yapılan bazı çalışma sonuçları şüpheyle karşılanmıştır.

Avustralya’da, içeriğindeki syanidin inert halinde olması nedeniyle za­rarsız olduğu söylenmiştir. Normal hücrelerde syanidi zararsız hâle getiren bir enzim vardır. Bu nedenle zarar vermez. Kanser hücreleri ise bu enzimi içermediğinden syanid kanserli hücreleri öldürür, denmiştir. Mexika’da, ser­best olarak kayısı çekirdeğinden elde edilen laetril adlı ilaç satılmaktadır. Ancak bazılarına göre çekirdeğin yenmesi kadar etkili değildir.

Daha önce, normal hücrelerde syanidi zararsız hâle getiren, rodanez gi­bi enzimler olduğunu, kanserli hücrelerde ise bu enzimin bulunmadığını belirtmiştik. Kanser hücrelerinde de normal hücrelerde bulunmayan veya az bulunan beta-Glukosidaz adlı enzim bulunur. Bu enzim, nitrilosid bileşiği­nin parçalanmasını sağlar. İki molekül glikozlu bileşik oluşur. Bu molekül­lerden biri, hidrojensyanid, diğeri benzaldehiddir. Her ikisi de kanser hüc­relerini öldürür. Benzaldehid, kanser hücrelerine hidrojensyanidden daha da toksiktir. Bazı kişilerde, rodanez enzimi eksik olabilir. O takdirde syanid normal hücrelere de zarar verir denmiştir. Target spesifik, yani hedefe yöne­lik kanser tedavisine çok güzel bir örnek olduğu, yan etkilerinin de düşük olduğu ifade edilmiştir.

Şayet vücutta yeterli çinko yoksa nitrilosid molekülleri, kanserli hücrele­re taşınamaz. C vitamini de bu yolla oluşan kanser mücadelesinde önemli­dir, denmiştir. Yeterli mangan, magnezyum, selenyum, A ve B vitaminlerinin de bulunması gerektiği söylenmiştir.

 

Bu yazıda neler var?